Aşk meşk… birilerinin uydurması. Bunları geçelim. Zaten bir gerçeklik payı tanımıyorum. 

İnsan bir sorumluluk hisseder öfkelere kapılmadan önce.

Gerçekten neyin öfkesi?

Bitmeyen öfke.

Ne hakkın var beni rencide etmeye, hem de sonuna kadar?

Sonun ne olduğu da belirsiz.

Sorumluluk hissetmen gereken yerde durup durup öfke krizleri geçiriyorsun. 

Haklı çıkıyorsun hep. Bunu nasıl başarıyorsunuz? Gözükaralıkla mı? Hangi yetenek? Hangi duygu? Şimdiye kadar bana neyi sordun, hangi açıklamayı yaptın?

**

Bir de şu var? Sosyal medya nasıl bir topluluksa bazı insanlar  götünü dahi veriyor, iki tane url’yi veremiyor.

Bu ortam da içtenlik bulanamaz. 

Bu insanların izlencesi, eğlencesi olmayalım istedim. Ona da imkan tanımadınız.

**

Uydurup durdunuz kendi varsayımlarınızı. Benim yıkılacak hayallerim yok. Sizin zaten yıkılmış hayallerinizin içinde olduğumuzdan bunlar oluyor.

Benim kıyameti kopacak bir dünyam yok.

Sizin halihazırda kıyameti kopmuş dünyanızda yaşıyorum. Sorunum bu.

**

Yaşlılar günü kutlu olsun.

1 Ekim 2014

Hüzün köpürtenler… çok çirkin!

İnsanların üzgünlüğünden sadistçe bir zevk alarak izliyorsunuz.

Tabi bunu yaratan nefret nasıl bir nefret?

Halbu ki bu gün nerdeyse sevgi pıtırcığı olacaktım.

Bu neyin nefreti balım?

1 Ekim 2014

Orda içemediğimiz çayın hüznü…

Evin hüznü.

Mavinin karanlığı…

Mavinin karanlığı, belki bir şiir dizesinde iyidir.

Burda yada orda iyi değil.

30 Eylül 2014

uverrciinkaa:

Boynunda bir yer vardır, ben bilirim
Ne zaman oradan öpsem, 
Değişir gözlerinin rengi

Ümit Yaşar Oğuzcan

29 Eylül 2014

Balım, uzak-yakın, zenci-sarışın, dost-düşman. genç - yaşlı…. hiç bir ayrım farketmeden… dörtbuçuk yıldır apaçık konuştuğum bir yerde insanların (ve seninde) bana yanıt diye ancak pandomim yapabilmesi kanımı dondurdu zaten. Mahiyetini, olumlu yada olumsuz değerini bilemediğim bir durumdayım. Kaybetiğimiz şeyleri listelesem buraya - hep birlikte kaybettik - ömür…

İnsanların nasıl bu kadar ciddiyetsiz olduğuna zaten şaşmak gerek. Sanki geldik burda bilgisayar oyunu oynuyoruz. Birileri için sadece kazanımlar gerçek. Atıyorum. Oyunu kazanırsa gerçek para alıyor mesala, kaybederse sadece bir tuşa basıp yeniden yeni oyuna başlıyor. Ben de bu oyunu oynayabilirdim ama koşullar kahrolsun ki, oyuna hep gerçek para koyarak oynamak zorunda kaldım. Ben kaybedince oyunu kaybetmiyorum gerçek para kaybediyorum. İşte bu yüzden de bir tek benim canım yanıyor. 

Bu insanların oyunlarından çık. Biz oynamıyoruz yada ben oynamıyorum kesinlikle. 

Çünkü bu pandomim de tüm haklılığını kaybetti. 

İnsanlar kaygı duyuyor desem, asıl bu durumun sürmesi kaygılandırmalı. Bu insanlar demokratik değerlere inanırlar,  sevmeye ve emek harcamaya inanırlar desem, inanmıyorlar. İlahi bir adalete inanıyorlar desem, inanmıyorlar. Başkalarının özel hayatına karışmak istemediklerinden böyle pandomim yapıyorlar desem, her şekilde herkesin hayatına karışıyorlar.

Ne kalıyor geriye balım;

Seyir zevki. İşimiz yoktu geldik burda insanları eğlendiriyoruz. İşte bu yüzden bazı sevdiğim insanlardan bile vaz geçtim.

At yarışı, adrenalin… “Koş koş koş” “gitti gidiyor” Allahım ne acı ne hüzünlü” “Düş kalk zıpla”, “şunu yap bunu yap”: Hepsinin Özeti: Rezillik!

Ben şurda iki tane sıpayla, karekter yoksunu böcekle uğraşmadım. Sevdiğim insanlarla mücadele ettim. Onları, yani seni, sizi, herkesi günaydılığına çağırdım.

Aklım ne kaygıyı alıyor, ne kibiri, ne düşü, ne gerçeği, ne acıyı, ne utancı…

Bunları edebiyat yapanlar, yazarlar, devrimciler, imanlı insanlar…

Sözünüzün bir namusu var mı? Sorsam sahip çıkabilir misiniz?

Evet şundan bahsettim diyebilir misiniz?

Kaç kere denedim. 

Bana öyle geliyor ki bir sürü aptal ve beyinsiz insan bir sürü oyun oynuyor. İşte bu ortam da işim yoktu ve kaç kere sana burdan çıkalım, beni çıkarın dedim. Bunun diliniz de ki karşılığı bir veda şarkısı çalmak kadar da basitti. Herhalde bunu 2011 den beri istedim ki diğer mecraları da düşünürsek 2010 dan beri. Neden böyle sürüyor? Böyle çılgınca bir şeyi biri bana anlatsa inanmazdım. 

İşte böyle bir pandomim ortamında yazacak, söyleyecek bir harf kalmadı kimseye.

**

Kabul etmesen, sınırsız bir çaresizlik içindeymiş gibi davransan da yollar var. Yollar hep vardır. Yol yok demek, yürüdüğün yolu saklıyor. Her yol bir tercih. Urfa’ya giderken Atina’dan geçmezsin. Yolların çıkacağı yerlerde belli. Ben de hangi yolların bizi nereye götüreceğini çokça yazdım sana.

Yakınlar’ımız için, …mutlaka herkes doğru davrandığını, haklı olduğunu, ahlaki yada estetik biçimde hareket ettiğini düşünüyordur. Yazdığım gibi, bu estetik yada ahlaki hareketler, bize kaybettirdi güzel insanlar. Hepimize. Hepimiz kaybediyoruz. En değerli zamanlarımızı, en şiddetli duygularımızı. İşte bu yüzden her geçen saniye duygusal olarak daha plastik, zaman olarak daha yaşlı oluyoruz. Kimse bu gidşata radikalce müdahale edecek gücü bulamıyor. Trajik kısmı. Öpüşlerin, kucaklamalrın, sevmelerin yetmeyişi.

**

Binlerce yol yok. Bir tane düzgün yol var. O yol aydınlığın, sevgi olmasa bile adaletli bir saygının yolu. İşte ordan yüreyeceksiniz.

**

Hayatın sözü buralarda önemsiz olabilir. Çünkü oyunda değil. Hiç olmadı. Sözü hayatın gerçekliğinin içinde. Herkese de fantastik yada çok aptalca gelebilir ama daha önce olduğu gibi sözü sokakta. İster İstanbul olur isterse Çin. 

**

Daha fazla yazmak istemiyorum. Şu aptal oyunu kimbilir kaç yüzüncü gece de çözmeye çalışıyım. Pandomime devam.

27 Eylül 2014
0 plays

Connie Francis - Siboney

22 Ağustos 2014
0 plays

 Quizas Quizas Quizas

21 Ağustos 2014
theme by simplynorule
★ simplynorule