Eylül 13, 2014

Oraya nerden geldiği ve kim olduğuna dair pek çok spekülasyonlar olsa da kimse gerçekten bilmiyordu.

- Açım ve sanıyorum çok az bir zaman kaldı dedi.

O’na

"bak bu güzide tablonun adı "ziyafet", dünyaca ünlü Fellini Parabellini adında bir ressam yaptı" dediler.

- Açım dedi tekrar. Ve sanıyorum çok az bir zaman kaldı.

- Aç olduğuna bile inanmıyoruz ama inansak bile bir şey değişmez dediler

Sonra o tekrar “Açım” dedi.  Ne utanç verici bir biçimde konuşuyordu. Ne çirkin bir ses. Bir Paris sarayına, asilzadeler arasına dalmış köylü kadar çirkin.  Sanki bir bilimkurgu filminde canavar olmak için tasarlanmışta, setten sokaklara fırlamıştı. Sesi içorganlarını ortalığa saçıyormuş gibi bir tiksinti yaratıyordu. Kimin midesi bulanmaz, dalağını, böbreğini, kalbini çıkarıp gösterdikten sonra tekrar karnına koyan bir canavardan. Çiğ et ve yağ kokusu sanki sarayın duvarlarında ünlü ressamların tablolarına hakaret ediyor, ince ruhlu bestekarların müziğini elektrikli testere sesine dönüştüren bir çirkinlik bulaştırıyordu.

- Açım ve sanıyorum çok az bir zaman kaldı dedi.

O’na Guccimio’nun müziklerini tavsiye ettiler. O müzik büyüleyici bir güzellikteydi. O’nu bu zavallı ve çirkin halden kurtarabilir, ruhuna biraz asalet verirdi.

Çünkü asil bir insan içorganlarını kimseye göstermez. Bu çirkin davranış ceza kanununda yazmasa bile, herkesin bildiği bir görgü kuralıdır. Halbu ki işte o, herkesin içinde çıkarıp cinsel organını sergileyen biri kadar ahlakdışıydı. Asil insanlar O’nu yoketmedilerse bu sadece ruhlarında ki yüce ilkelerden kaynaklanmıştır. Evet saraydan atmaya çalıştılar ama bütün o muhafızlar ellerini bu kadar acaip bir şeye sürmek istemeyerek geri döndüler.

-Açım ve sanıyorum çok az bir zaman kaldı dedi.

Yıldırıcıydı. Mutlaka çözülmeliydi. Bu duruma bilimadamları, filozoflar, doktorlar, sosyalbilimciler, gastronomi uzmanları, hatta gerekirse astronotlar el koymalıydılar.

O’nun hakkında üniversitelerde kürsüler açtılar. Milyonlarca bilimsel makale yazıldı açlığı hakkında. Milyonlarca teori üretildi. Filmleri çekildi, müzikleri yapıldı. Bir fenomen haline geldi. 

Sözüne inananlar oldu, inanmayanlar oldu. Aslında başka bir şey anlatmak istediğine dair kitaplar yazıldı. Kurduğu bir cümlenin yüzlerce tefsiri yapıldı. Bütün olasılıklar gözden geçirildi.

En yufka yürekli insanlar O’na şehrin en iyi yemek yenecek yerlerini tarif ettiler. Ekmek bulamazsan pasta ye sözü de tam bu sıralarda söylendi. Yalvardılar, küfrettiler, sevdiler, nefret ettiler. O’na ait bir din kuruldu. Şehirde müritleri oldu.

Sonra O,

- Açım ve sanıyorum çok az bir zaman kaldı, dedi.

Sesine biraz alışılmıştı. İlk zamanlarda ki kadar duygu yüklü değildi konuşması. Hatta daha uzakta ki insanlar dinlese, bir bilgisayarda ki bant kaydı bile sanılabilirdi. Yine de O’na kendi asil dillerini öğretmek istediler. Bütün özel isimler silinmeliydi. Çünkü bu 3. kişilerin kişilik haklarını ihlal etmek olabilirdi. Hiçbir şey ama hiç bir şey kesinlikle ilk anlamında kullanılmamalıydı. Onun cümlelerine çirkinlik veren buydu. Söz sanatsal bir estetik taşımıyorsa asla asil insanlar arasında söylenmemeliydi. İnsanlara küfredebilirdin ancak bu dahi şekil olarak kabul edilir yönergelere göre yapılmalıydı. Mesala birinin yüzüne karşı küfretmek çok büyük suçtu ama arkasından dümdüz gidebilirdin. Yada bunu basın açıklaması şeklinde yaparsan daha da büyük insandın. O’na bunları da öğrettiler ancak sanki anlamıyordu yada onlara eziyet etmekten hoşlanıyordu. İnatla kendi dilinde konuştu.
Ve bir kere daha;
- Açım ve sanırım çok az vakit kaldı dedi.

Üniversitelerden bilim insanları gelip O’na insanlık evriminde, toplayıcı, avcı, yerleşik hayata geçmekten başlayıp tüm finans kapitale kadar açlığın tarihini anlattılar. En iyi hatipleri, sevmek, emek vermek yada cesur olmak üstüne nutuklar attı. Bir kaç suikast girişiminde bulundular. Bazı askerler onun uğrunda savaşacaklarına dair yeminler ettiler. Guccimio bizzat gelip O’na yemek müzikleri çaldı.

Sonra O, bir daha, kimseye bir şey söylemeyi gerekli bulmadı.

Eylül 7, 2014

Tüm mavi kuşlar                                                                                         Ne yerde ne gökte                                                                                         Üzgün bir yol bulmuşlar.

Ben yalınsöz, yalınyürek, yalınayak, başı da kabak

Günaydınlığımdayım.

Günaydınlığında değilim.

Gün aydınlığında değilim.

Gün aydınlandığında…

Ağustos 21, 2014

 Quizas Quizas Quizas